(312) 458 89 00 alpertasdelen@cankaya.bel.tr Ziya Gökalp Cad. No: 11 Kızılay/Ankara
Cevat

“Değerli hocamız, Mülkiyenin efsane Dekanı ve hocası Prof. Dr. Cevat Geray’ı kaybettik. Sevgili hocamıza Allahtan rahmet, bütün sevenlerine başsağlığı diliyoruz. Son söyleşisini Gazete Çankaya’yla yapan hocamızın anısına bu söyleşinin tamamını yeniden yayınlıyoruz.”

 

KASABADAN BAŞKENTE, BAŞKENTTEN MEGAKÖYE

Cevat Geray: Atatürk’ün tercihi daima planlı kentleşmeden yanaydı

Gazete Çankaya olarak bu sayımızda “Mülkiyenin Efsane Dekanı” Prof. Dr. Cevat Geray’la Atatürk, Ankara, Mülkiye, Atatürk Orman Çiftliği konularına uzanan keyifli ve öğretici bir söyleşi yaptık. Türkiye’nin ilk ve en önemli kentleşmecilerinden olan Cevat Geray hocamızın anlattıklarını okurlarımızın da büyük bir merak ve keyifle okuyacağını düşünüyoruz. Ayrıca hocamızın gepegenç dimağı ve fikirleri, hayat dolu, dirençli ve esprili  üslubu karşısında duyduğumuz hayret ve hayranlığı da belirtmeden geçmeyelim. Çok yaşa Cevat Hoca…

Söyleşi: Mahmut ÜSTÜN – Halil AKBIYIKOĞLU

 

Hocam isterseniz öncelikle Ankara’nın başkent ilan edilişiyle başlayalım… Niçin Ankara? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Atatürk’ün Ankara’nın başkent oluşuna yönelik kararının arkasında ilk Büyük Millet Meclisi’nin de burada toplanmış olmasının olduğunu düşünenler var. Ama kanımca Ankara’nın başkent oluşu o günkü teknolojiler ve özellikle kalkınma odaklı perspektifle daha yakından alakalıdır. Ankara’nın hemen hemen her bölgeye erişilebilir bir merkez olması bu kararda en etkili unsurdu.

Atatürk aslında çok da iyi yaptı. İstanbul Osmanlı’nın başkentiydi. Ama artık yeni bir Cumhuriyet kurulmuştu ve o Cumhuriyet’in başarılı olması açısından başkentinin bütün bölgelere ulaşılabilir olması önemli bir avantaj olacaktı. Bu konuda epeyce yayın var onlara bakılabilir. Ama benim görüşüme göre, Ankara’yı başkent yapma kararı daha çok kalkınma odaklı ve bir ulus yaratma amacıyla ilintili bir tasarruftu.

Başkentin örnek olması için birtakım çalışmalar, projeler geliştirilmiştir. Atatürk öncelikle bu kentin -daha doğrusu kasabanın- planlı gelişmesi için imar planı yaptırma amaçlı girişimde bulunmuştur. İlk önce birkaç şehir plancısı ve mimar getirtilmiştir. Sonra şehir plancısı Janssen gelmiştir. Ankara’nın imarlı gelişmesi için Türkiye’de o güne kadar alışılmamış olan bir yaklaşım geliştirilmiştir. Bu da tamamen Atatürk’ün ilgisiyle olmuştur. Cumhuriyet’in simgesi olarak düşünülen başkentin çağdaş mimariyi ve şehirciliği yansıtması Atatürk’ün temel arzularından biriydi. Onun içindir ki, Ankara’nın imarlı gelişmesi işine özel bir önem vermiştir Atatürk.

Ankara’da Anadolu Uygarlıkları Müzesi var biliyorsunuz,  bu müze Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Atatürk’ün gayretiyle kurulmuştur. Atatürk diyordu ki, biz Anadolu’yu kendi anayurdumuz olarak tabii ki imar edeceğiz; fakat biz bu ülkede bulunan tarihi eserleri, kültürel yapıları yaşatmak, korumak, geliştirmek zorundayız. Demek ki tarihi eserleri korumak konusunda büyük bir olumlu görüşü vardı. Hatta mealen şöyle bir sözünü hatırlıyorum Atatürk’ün, çeşitli uygarlıkları miras olarak devraldık, bu mirası korumak ve geliştirmekle görevliyiz.

Çağdaş, çağcıl Cumhuriyet’in simgesi olarak seçilmiştir başkent Ankara. Ama bölgeler arası dengeli kalkınma politikalarına eğilen başta Fehmi Yavuz olmak üzere Ruşen Keleş’le birlikte bizim savunduğumuz görüş, Ankara’nın başkent ilanının sadece İstanbul’un  değil tüm ülkenin eşit ve eşgüdüm içinde büyümesi/kalkınması perspektifiyle bağlantılı olduğu yönündedir. Kalkınmanın tüm ülkeye yayılması gibi bir hedef açısından düşünüldüğünde başkentin her bölge açısından ulaşılabilir bir konumda bulunması çok önemli gerçekten. Ankara’nın Doğu ve Güneydoğu ile bağlantının kolay sağlanabileceği bir coğrafi yakınlıkta olması da önemli bir unsur. Nitekim Devlet Demir Yolları Elazığ’dan Van’a kadar Tatvan üzerinden ulaşmıştır. Bu da Atatürk’ün kararlarıyla olmuştur.

Çağdaş Cumhuriyetin simgesi bir başkent yaratma amacı ile Mülkiye’nin Ankara’ya taşınması arasında da bir bağ var mı sizce hocam?

Mülkiye Ankara’ya taşınmadan İstanbul’daydı. 1859’da kurulduğundan itibaren Osmanlı’ya gerekli olan mahalli, idari, mülki memurları yetiştiren bir okuldur. Dışişleri sonradan eklenmiştir. Atatürk Mülkiye’nin Ankara’ya gelmesi kararını kendisi verdi. O zamanlar bir yüksekokuldu Siyasal Bilgiler Fakültesi. Siyasal Bilgiler adını da Atatürk koydu. Yani Atatürk’ün isteği ve özel ilgisiyle Mülkiye Ankara’ya taşındı. Ankara’da Cumhuriyetçi, çağdaş yöneticilerin yetişmesine hizmet eden bir öğretim yuvası olarak Mülkiye o tarihten sonra çok önemli bir rol oynadı.

Bugünkü SBF binası da Atatürk’ün çağırmış olduğu Ernst Egli isimli yabancı mimarın eseridir. Ne kadar aynen koruyabildik bilmiyorum. İlk inşa edildiğinde bir ortaokul imiş bu bina. Atatürk o çok kısa süre içinde çok büyük işler başarma yoluna gitti. Şehircilik alanında da, kültürel-sanatsal alanda da, Siyasal Bilgiler Okulu’nun Ankara’ya taşınması da  Cumhuriyet’in yeni çağdaş yöneticiler kuşağının yetiştirilmesi perspektifiyle ilgilidir.

Atatürk’ün inşasına başladığı ve hayal ettiği başkent Ankara ile bugünkü Ankara’yı kıyasladığınız da tablo nasıl gözüküyor?

Ankara imar planlarıyla mı gelişmeliydi yoksa gelişigüzel herhangi bir Anadolu kasabası gibi mi? Atatürk’ün bu konudaki bakışı çok net olduğu için 1928 yılında bir yasa çıkardı. Bu yasayla kentin gelişmesinde çok yüksek bir maliyet olan arsa konusuna çözüm getirdi. Bugün Yenişehir diye bildiğimiz yerden Bahçelievler’e kadar giden ve yakınlarda adı değiştirilen Tandoğan Meydanı’nı içeren büyük bir imar hareketini başlattı. Ve biliyordu ki bu imar hareketinde arsanın çok önemli bir etkisi olacaktı. 583 sayılı yasa çıkarıldı ve bu yasayla 1915’teki vergi değerlerinin 10 katına bu bölgelerdeki arsaları kamulaştırdı. İşte o kamulaştırılan arsaların Yenişehir, Bahçelievler, Tandoğan Meydanı’nın düzenlenmesinde büyük bir katkısı oldu. Böylece arsa spekülasyonunun önüne geçerek, o toprakları vergi değeri üzerinden kamulaştırma yoluyla kentin planlı gelişmesi için ortamı hazırladı.

Ama Atatürk’ün ölümünün ardından toprak mülkiyeti üzerinden oyunlar hemen oynanmaya başlandı. Atatürk öldükten sonra devrin ileri gelen siyasetçileri bol bol arsa kapatarak Ankara’nın rantından yararlanma durumuna gittiler. Hâlbuki Atatürk bu konuda duyarlıydı, çağdaş gelişimde bu arsa siyasetinin başarısı ortadaydı. Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya” kitabında Atatürk ile Ankara’nın imar planının hazırlayan Jansen arasında geçen bir diyalogdan bahsedilir. İmar planının yapan Jansen’den planla ilgili  bilgi almak istemiştir Atatürk… Jansen bu görüşmede Atatürk’e “Çok imar planı yaptım ama hiçbiri doğru düzgün uygulanmadı, siz bunu uygulama gücüne sahip misiniz?” diye sormuştur. Atatürk o vakitler Kurtuluş Savaşının baş kahramanı, çok güçlü bir lider, bu soruya biraz şaşırmış. Janssen bunun üzerine tekrar sormuş; “Bu arsa spekülasyonunu önleyecek güce sahip misiniz?”  ve devam etmiş, “Çünkü arsa üzerindeki oyunlar, rant savaşları engellenemediği için bugüne kadar hiç bir imar planımızı layıkıyla uygulama fırsatı bulamadık.” Biz bu diyalogu derslerimizde sıklıkla aktarırız. Ki Jansen’in kaygılarının ne kadar isabetli olduğu kentlerimizin bugünkü ranta dayalı ve çarpık yapılaşmasının sonuçlarıyla görülüyor. Ranta dayalı bir şehirciliğin uygulanması yüzünden ne kadar kötü, çirkin şehirlerimiz var bunu örneklerle biliyoruz.

Hocam  rant eksenli kötüleşmenin yanı sıra son yıllarda rövanşist bir mantıkla da Ankara kent kimliğini kaybediyor sanki. Atatürk’e, Cumhuriyet’e ait ne varsa ortadan kaldırılmaya, tahrip edilmeye çalışılıyor gibi… Atatürk Orman Çiftliği, Saraçoğlu Mahallesi, İller Bankası gibi…

Atatürk Orman Çiftliği, Saraçoğlu Mahallesi vb. ile ilgili gelişmeleri Mimarlar Odası’nın Ankara Şubesi’nin yayınlarında, davalarında görmek, izlemek mümkün. Atatürk Orman Çiftliği ile ilgili olarak yüreğim özel olarak çok sızlar. Trabzon’a gittiğimde görmüştüm, orada Atatürk Evi diye bir köşk vardır.  Atatürk bu evde bir süre kalmış, mahallelilerle toplantılar yapmış. Atatürk oradayken özel kalem müdürünü çağırıyor yanına ve özel kalem müdürüne “Ben bu mal mülkün ağırlığında eziliyorum, bütün maliki olduğum arsaları ve tarlaları ulusuma bağışlıyorum” diyor. Ulusuma diyor dikkat buyurun, yani istediği adamlara falan dağıtmıyor, ulusun mülkiyetinde kullanılmasını istiyor. Özel kalemine not veriyor, Bakanlar Kurulu gereken işlemleri yapsın diye. Atatürk Orman Çiftliği de ulusa bağışladığı arazilerden birisi.

Atatürk Orman Çiftliği’nin o zamanki durumu büyük ölçüde sazlık, bataklık. Atatürk orman mühendislerini çağırıyor, “Nurayı nasıl kuruturuz, nasıl burayı tarıma elverişli hale getiririz?” diyor. “Boşuna uğraşmayın paşam” diyorlar ve Atatürk’ü bu girişimden vazgeçirmek istiyorlar. Ama Atatürk vazgeçmiyor. İşte ulusa bağışladığı yaklaşık 150 bin dönümlük bu bataklık arazi üzerinde Atatürk Orman Çiftliği mucizesini hayata geçiriyor.  Atatürk yakın bir ilgi göstererek o bataklık, sazlıkların kurutulması ve tarıma elverişli tarla, bağ, bahçe durumuna getirilmesini sağlayarak, başka kentlere de örnek olacak çok önemli bir işi hayata geçiriyor.

İstiyor ki hem Ankara için nefes alınacak bir açık alan yaratılsın hem de çağcıl tarım uygulamalarının ilk önce hayata geçirildiği ve sonra ülkeye yayılmasını sağlayan bir örnek oluşsun. Nitekim pek çok ilimizde o zamanlar kurulan -sonradan özelleştirildi bir kısmı- Cumhuriyet Çiftliklerinin ilk örneklerini de hayata geçiren Atatürk olmuştur.

Atatürk’ün bu kent parçasını ulusa bağışlaması çok önemli bir şey… Ulusu temsil eden organların buna sahip çıkması gerekirken kamu yöneticileri, siyasiler maalesef Atatürk’ün bu Orman Çiftliği’ni iyi koruyamamışlardır. Bu konuyla ilgili bir yasa çıkarılmıştır 50’lerde. O da şu; Atatürk Orman Çiftliği’nin yönetilmesinin, korunmasının, işletilmesinin Tarım Bakanlığı uhdesinde olduğunu belirlemiştir o yasa. Ayrıca demiştir ki buradaki yeni kullanımlar Atatürk’ün vasiyeti doğrultusunda ancak kamu yararına kullanımlar olabilir. Bu kullanımlar ise ancak bir yasayla olur… Yani son dönemdeki yapılaşma ve kullanımlar da dahil Atatürk Orman Çiftliği’ndeki pek çok kullanım yasa yoluyla olmadığı için kanunsuzdur ve büyük yolsuzluktur. Gerçi bunun kılıfı da önceden hazırlanmıştır. Bir yasa çıkarılarak Atatürk Orman Çiftliği’nin planlaması Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı’na bırakılmıştır. Yani o zamanki belediye başkanı Melih Gökçek’e… Bu yasanın geçmesinde CHP’nin de zaaf gösterdiğini burada vurgulamak ihtiyacı duyuyorum.

Atatürk Orman Çiftliği arazisi korunabildi mi derseniz, korunamadı maalesef… Yenimahalle’ye giderken sağ tarafta hal var. Sonra çimento fabrikası kurulmuştur, fişek fabrikası kurulmuştur, traktör fabrikası kurulmuştur. Kullanımların çoğu Atatürk’ün mirasına aykırı kullanımlardır ne yazık ki…