(312) 458 89 00 alpertasdelen@cankaya.bel.tr Ziya Gökalp Cad. No: 11 Kızılay/Ankara
Aciklama 07032016

Kemal Kılıçdaroğlu ’nun CHP Genel Başkan’ı seçilmesiyle birlikte 70’lerin halkçılık sloganı tekrar günışığına çıktı: “Halkçı Kemal”. Sol rüzgarların kuvvetli estiği, Karaoğlan Ecevit’in umut olduğu ve “toprak işleyenin su kullananın” dendiği 1970’lerde “Halkçı Ecevit” sloganı o günlerin kimliğinin, benliğinin bir parçasıydı. Sonra halkçılık teması siyasi literatürden yok oldu ve Ecevit dışında hiçbir lider için kullanılmadı. Dünyanın inanılmaz boyutta değiştiği, köprülerin altından çok suların aktığı, internet çağının bile geride bırakılmaya başlandığı 2010 yılında aynı slogan yine karşımızda.
Yeniden dirilen halkçılık sloganının şifrelerini çözmek, hem toplumu anlamak hem de CHP’nin uygulaması gereken yeni ekonomik modeli kurgulamak için kaçınılmaz. 24 Ocak kararları ile yürürlüğe konan ve 30 yıldır da uygulanan liberal ekonomi, büyüme ve kalkınmayı hedeflerken, 12 Eylül ortamının da yardımıyla sosyal devlet olmanın gereklerini dışladı ve insan için olması gereken ekonomik faaliyetler tamamen ve sadece piyasa merkezli gerçekleşti. 1980’lerden günümüze kadar yaşanan süreçte devlet piyasaya müdahalenin aracı olarak kullanıldı, kalkınmanın itici gücü olması gereken rekabet ve fırsat eşitliği lafta kaldı. Bu modelde milli gelir artışları sosyal politika ve projelerle tabana doğru, toplumun genel ferahına yansıtılmadı ve gelir dağılımındaki adaletsizlik gün geçtikçe derinleşti.

Adı “kumarhane kapitalizmi”, sloganı “ne çıkarsa bahtına” olan bu modelde vergi bir baskı aracı olarak kullanılırken, kaynak kayıt dışı ekonomide, kara parada arandı ve bu sistemde vergilendirilmiş kazanç yerine haksız kazanç baştacı edildi. Emeğiyle geçinen alt ve orta gelirli kesimler ise bu adaletsiz ve haksız modelde ezildi.

Sosyal adaletsizliğe son!
Halk, aslında gerçek gündem olması gereken bu adaletsiz ve çarpık düzeni siyasetin görmezden gelmesini neredeyse kanıksamışken, Kılıçdaroğlu’nun doğrudan bu düzeni, daha açık anlatımla halkın boğazından geçen lokmayı, tencerede pişen aşı, ödenemeyen banka kredisini temel alan somut sıkıntıları dile getirmesinin, sembollere, etnik kimlik ve inanç sömürüsüne dayanan, halkın gündeminden kopuk Ankara bazlı siyaset yapma alışkanlığını ve kalıpları yıktığı görülüyor. Bu duruma diğer bir anlatımla siyasetin ezberinin bozulması da denebilir.

Halkın frekansını yansıtan bu yeni söylemin, çıkış noktası olarak ezilmişliğe, yoksulluğa ve sosyal adaletsizliğe son vereceğini söylemesi ve bunlarla mücadelenin öngörülen sosyal demokrat ekonomik modelin temeli olacağını vurgulaması doğal ve olması gerekendir. Ancak görünen, Kılıçdaroğlu’nun yeni ekonomi modelinin bu kadarla kalmadığı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu , 1 Temmuz Perşembe günü Radikal gazetesinde yayınlanan röportajında “Yeni Sol” olarak nitelediği yeni ekonomi politikası kapsamında yeni bir yaklaşımı daha dile getirdi. Daha doğrusu evrensel sosyal demokrat uygulamalarda görülmeyen, Türkiye’ye özgü bir kalıbın ve yanlış algılamanın artık yıkılacağının ipuçlarını verdi. Çok partili hayata geçildiğinden bu yana halkımızda kalkınma, sanayileşme, yatırım, verimlilik, ihracaat gibi kavramların sol tarafından sahiplenilmediğine, sağa terk edildiğine dair yerleşik bir algılama vardır. “Yeni Sol” ekonomik modelin ise bu kavramları sağın tekelinden kurtaracak, halktaki “kalkınmayı, büyümeyi sağ, bölüşmeyi sol yapar” anlayışının eksikliğini giderecek bir içeriğe sahip olacağı ve özel sektöre dönük güçlü mesajlar vereceği anlaşılıyor.

CHP’nin bundan böyle üretim, kalkınma ve milli gelirin artması, özel sektörün önünün açılması ve desteklenmesi, yatırım amaçlı kalıcı yabancı sermayenin ekonomiye kazandırılması konularını da sosyal devlet ilkesini ve hakça paylaşım kadar sahipleneceği görülüyor. Kılıçdaroğlu’nun “sosyal piyasa ekonomisi” olarak adlandırdığı bu yaklaşıma ekonominin merkezine insanı alan, önce insan diyen, piyasayı amaç değil araç olarak gören, çağdaş bir sosyal demokrat kalkınma modeli de diyebiliriz. Burada amaç milli gelir artışına ve büyümeye paralel olarak yaratılan katma değerin, sosyal proje ve politikalarla tabana, toplumun geneline aktarılması ve topyekün toplumsal bir kalkınma sağlanmasıdır.

Bu kapsamda Kılıçdaroğlu’nun “Yeni Sol” modelinin öncelikli amacı, sosyal demokrasinin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ezilmişlikle mücadele ederken aynı zamanda kalkınmayı ve zenginleşmeyi de sağlayacağına dair temel görüşü yerleştirmeye çalışmak olacaktır.

Bu kapsamda öne çıkarılması beklenen diğer bir konu ise ekonomide rekabet ve fırsat eşitliğinin son dönemde ortadan kalkmış olması. Rekabet ve fırsat eşitliği yerine piyasaya müdahalenin ve adam kayırmanın egemen olduğu bir ortamda, ekonomik faaliyetler özgür değildir, yatırımcı özgür değildir ve bu nedenle bir piyasa faaliyetinden de bahsedilemez. Devlet gücünü piyasaya müdahale aracı olarak kullanmak ve ülkedeki ekonomik faaliyetleri müdahalelerle şekillendirmek açık bir yolsuzluk ve haksız kazanç yöntemidir.

Kılıçdaroğlu halkın gerçek gündemi olan ekonomiyi, ezilmişliği kürsüye taşıyarak alt ve orta gelirli halk kesimleriyle arasında, rakiplerinin bile kabul ettiği bir bağ kurdu. Şimdi de “Yeni Sol” ekonomi modeliyle hem İstanbul hem de Anadolu’daki özel sektör, KOBİ’ler, yatırımcı ve sermaye kesimlerine ulaşmaya çalışacak. Bu yeni söylemin güçlü ekonomi amacına dönük olarak, adil bir vergi reformu yapılması ile ülkenin yolsuzluktan kurtarılmasını iki önemli zorunluluk olarak öne çıkaracağı da aşikâr çünkü yolsuzluk ve kayırmanın olmadığı, herkesin adil bir şekilde vergilendirildiği bir ekonomi, yarattığı katma değeri mutlaka tekrar topluma ve ekonomiye kazandırır.

Kılıçdaroğlu’nun iktidar hedefi kalkınma odaklı, refah içinde, hakça paylaşan ve yaratılan değeri tabana yayan, güçlü bir Türkiye vizyonu sunmayı ve umut olmayı gerektiriyor. Bu ise tek bir proje üretip 72 milyona ulaşmak değil, her bir vatandaşa ulaşan 72 milyon ayrı proje demek.